KRONİK OBSTRÜKTİF AKCİĞER HASTALIĞINDA RİSK FAKTÖRLERİ

KOAH’ın yönetiminde temel amaç, semptomları azaltarak akciğer fonksiyonlarının hızlı bir şekilde bozulmasının ve akut alevlenmelerin önüne geçilmesidir. Dolayısıyla KOAH’ın global yükünü azaltmadaki en maliyet-etkili yolun KOAH’ın gelişimini önlemek olduğu ifade edilmektedir. Bu noktada KOAH’ın gelişmesine neden olan risk faktörlerinin neler olduğunun anlaşılması hem birinci basamakta hem de ikinci ve hatta üçüncü basamakta stratejilerin geliştirilmesinde oldukça önemlidir (Salvi, 2014, s.17). Hastalığın önlenmesi için her basamakta alınabilecek tedbirler farklılık göstermektedir. Ancak her ne kadar farklılıklar olsa da hem hastalık ortaya çıkmadan önce hem de çıktıktan sonra hastalığın gelişiminde ve ilerlemesinde etkili olan risk faktörlerinin bilinmesi oldukça önemlidir.

Genetik faktörlerden alfa-1 antitripsin eksikliğinin (AATD) KOAH’ın gelişiminde bir risk faktörü olduğu belirlenmiştir. Bu eksiklik, pulmoner bağışıklık sistemini düzenleyen ve akciğerleri proteolitik enzimlere karşı koruyan bir enzimin yokluğuna veya arızasına neden olan genetik bir bozukluktur (Blair ve Evelo, 2014, s.125). Ancak KOAH’lı hastaların yalnızca %1-3’ünde bu eksikliğin görüldüğü ve özellikle sigara içme ya da diğer zararlı partiküllere maruz kalındığında panlobüler amfizem gelişme riskini artırdığı belirlenmiştir (Sandford vd., 2002, s.92). KOAH’ın patogenezinde rol oynadığı düşünülen diğer genetik faktörler arasında ise α1-antikimotripsin, kistik fibroz transmembran düzenleyici, vitamin D bağlayıcı protein, α2-makroglobulin ve sitokrom P-450A1 yer almaktadır